Radyo Yine Evlerimizin Demirbaşı:

Bu Kez Dijital Radyo Olarak

 

Ümit ATABEK(1)

1920’lerden 1960’lara kadar radyo, evlerimizin baş köşelerinde, karşısına geçip izlediğimiz demirbaş bir iletişim aracıydı. Ne zaman katı hal fiziğindeki akademik gelişmeler yarı iletkenler üzerindeki hakimeyetimizi artırdı ve transistör adı verilen minik aygıtlar tüplü teknolojileri ortadan kaldırdı, radyolar da evlerin dışına çıkabildi. Önce arabalarımıza, sonra “el” radyosu olarak bizlerle kırlara ve sonra da “cep” radyosu olarak her yere. Ancak son yıllarda, analog teknolojilerin terk edilip her şeyin dijitalleşmesine paralel olarak radyo yine evlerimize girdi ve odalarımızın demirbaşı haline geldi.

Dijital radyo artık tüketici elektroniğinin olağan aygıtları olarak evlerimize çeşitli biçimlerde girdi. Dijital radyo bir çok değişik formatı içermekle birlikte, analog radyoda kısmen çözülebilmiş iki soruna daha iyi çözümü garantiliyor: daha yüksek kalitede ses ve frekans spektrumu kullanımında daha fazla tasarruf. Bu iki üstünlüğü ile dijital radyo artık hem yayıncıların hem de dinleyicilerin gözdesi haline geldi. 1990’lı yılların sonlarından itibaren gerek internette gerekse de uydu frekanslarında dijital yayın yapan radyo sayısında bir patlama yaşanıyor.

1960’lı yıllarda, kimilerince buhar ve elektrikten sonra üçüncü önemli teknolojik devrim olarak adlandırılan transistörün icadıyla radyo, evlerimizden dışarı çıkarken nasıl yayın içeriğini de değiştirdiyse bugün de dijital radyo ile birlikte radyo yayın içeriğinde bir değişiklik sözkonusu. Ev dışındaki hızlı yaşama uygun yeni içeriğiyle radyo, 1960’lı yıllardan itibaren hacim olarak küçüldükçe her türlü ortamda dinlenebilir hale geldi. Giderek evden uzaklaşan radyo, evde yerini bir yönüyle televizyona bir başka yönüyle de müzik setlerine bıraktı. Ancak 2000’li yıllar başlarken radyo yine evlerimize geri döndü, hatta belki de televizyona ve müzik setlerine kaptırdığı yerini geri almak istercesine bir meydan okumayla.

Dijital radyo, şimdilik evlerimizde eski günlerdeki gibi sabit bir yerde olmak durumunda. İster internet üzerinden isterse de uydu üzerinden erişelim, dijital radyo yayınları henüz mobil kullanıma uygun değil. Bu kısıt, radyoya evlerimizdeki eski itibarlı konumunu iade ettmemize neden oluyor. Ancak mobil erişim olanakları da çok uzakta değil. Hatta şimdiden başladı bile. Düşük band uydularından (L-Band satellite) yapılan dijital radyo yayınları şimdilik pek de küçük olmayan ancak yine de mobil kullanıma olanak veren bir yenilik olarak hayatımıza girdi bile. Düşük band uydular 1.4 GHz üzerinden yaptıkları dijital radyo yayınlarını tüm yerküreye ulaştırmak üzere tasarlandılar. Bunların ilki olan AfriStar 21.0 derece Doğudan ve dünyadan 36.000 Km yukarıdan üç yöne yönlendirilmiş 6 transponder ile tüm Afrika kıtasına ve Orta-Doğu’ya otuzdan fazla radyo kanalını ulaştırmaya 1999’dan itibaren başladı. Yakında devreye girecek olan AsiaStar ve 2001’de devreye girecek olan AmeriStar ile Asya ve Güney ve Orta Amerika kapsama alanına girecek ve yerkürede yersel frekanslar üzerinden yayın olanağı bulunamayan nüfus yoğunluğu çok düşük alanlar da dahil olmak üzere %80’lik bir kapsama sağlanmış olacak. Bu sistemle yapılan yayınların alıcıları mobil bir kullanıma büyük ölçüde olanak tanıyor. Evde, dağda, denizde her hangi bir yerden yayınları alabilmek olanaklı. Ancak yine de alıcıyı bir yere “yerleştirmek” gerek.

L-Band uydu yayınlarının dışında doğrudan yayıncılık uydularından da (direct broadcasting satellites) C ve Ku bandlarından uzunca bir süredir radyo yayınları yapılıyordu. Ancak bu tür yayınlar artık analog bir televizyon yayınının paylaşılmış bir ses bandından analog olarak değil, tamamıyla dijital olarak yapılıyor. Doğrudan yayıncılık uydularındaki sayıca artışa paralel olarak dijital radyo yayınlarında da bir patlama yaşanıyor. Türkiye’den 60-120 cm.lik çanak antenlerle kolaylıkla erişilebilen onlarca uydu üzerinde binlerce dijital radyo yayını dinlemek olanaklı. Dijital uydu alıcılarının fiyatlarındaki hızlı düşüş, giderek daha fazla hanede bu tür sistemlerin yaygınlaşmasına neden oluyor. Özellikle kırsal bölgelerde kablo tv olanağına belki de hiçbir zaman sahip olamayacaklar için uydu yayınları gerçekten tek çözüm. 10-12 GHz arasındaki Ku bandı uydularına yönlendirilmiş çanak antenler evlerimize bir çok radyo yayınını dijital olarak ulaştırıyorlar. Bu uydular da L-Bandı uyduları gibi “geo-stationary” yani üzerimizde sürekli aynı yerde duruyorlar ve bu yer ekvator çizgisinden 36.000 Km yukarıda Arthur C. Clark’a izafeten Clark Kuşağı adı verilen hayali bir çizgi üzerinde. Bu uydu konumuna yönlendirilmiş bir çanak anten nedeniyle uydu dijital radyo alıcıları da sabit bir yerde durmak zorundalar. Bu nedenle bu uydu üzerinden dijital radyo yayınlarını almak üzere kuracağımız sistem tıpkı eski günlerin lambalı radyo alıcıları gibi evlerimizin itibarlı bir köşesine yerleşmek durumunda.

Gerek L-Band gerekse de Ku-Band uydulardan yapılan dijital radyo yayınları MPEG-2 formatını kullanıyor. Bu format, aslıda video sinyallerini sıkıştırmak üzere tasarlanmış bir sıkıştırma algoritması. Bu tür sıkıştırmalar sayesinde video ve ses sinyalleri farkedilebilir bir kalite kaybına uğramadan daha az frekans band genişliği içinde iletilebiliyor. Bu band genişliği tasarrufu yayıncılar için çok önemli. Örneğin bir uydu transponderinden analog olarak 1 televizyon yayını yapılabilriken dijital olarak MPEG-2 sıkıştırma ile ondan fazla televizyon yayını olanaklı hale geliyor. Aynı şekilde radyo yayıncılığı için de olağanüstü bir band genişliği tasarrufu sağlanabiliyor. Bir uydu transponderinden 100’e yakın radyo yayını yapabilmek olanağı var. Uydu transponderlerinin yüksek kira ücretleri böylelikle her bir radyo yayını için gayet makul fiyatlara düşmüş oluyor. Bu ise, küçük bütçeli bir yerel radyo yayıncısına, geniş coğrafyalara yayınlarını ulaştırma olanağını veriyor.

1960’larda radyo, evlerimizden dışarı çıkarken yayın içeriğini nasıl değiştirdiyse, dijital radyo da radyo yayın içeriğinde önemli değişikliklere yol açıyor. 1960’lı yılların moda bir tüketici elektroniği deyimi olan Hi-Fi (high fidelity=yüksek sadakat) artık aşılmış durumda, onun yerine “CD-quality” deyimi meraklılarca tercih ediliyor. 16 bitlik derinlik ve 44 KHz.lik örnekleme frekansına sahip bir ses kalitesi demek olan CD-kalitesi, dijital radyo yayıncılığında yaklaşık CD-kalitesi (near CD-quality) olarak gerçekleşiyor. Bu kalite, daha önceki radyo teknolojilerindeki ses kalitesinden bir hayli yüksek seviyelere denk düşüyor. Tıpkı nasıl FM radyo yayıncılığı, AM radyo yayıncılığı karşısında ses kalitesinde belirgin bir yükselişe neden olduysa, dijital radyo yayıncılığı da analog radyo yayıncılığı karşısında ses kalitesi bakımından önemli bir sıçramayı temsil ediyor. Bu nedenle dijital radyo yayın içeriğindeki önceliği belirgin olarak müzik alıyor. Uydularda tematik müzik kanalları diye adlandırılabilecek ve sadece belirli tür müziğe yer veren yüzlece dijital radyo yayını var. Etnik jazz, senfonik rock, akdeniz müziği, 60’lar müziği, film müzikleri, nostalji müziği vb. alanlarda ihtisaslaşmış müzik yayını sunan radyo yayınlarına çoğu kez ücretsiz erişmek olanaklı. Dijital radyo ile yayın içeriklerinde gözlenen diğer bir değişim yönü ise yerel radyo yayınları. Yukarıda değindiğimiz band genişliği tasarrufu sayesinde küçük bütçelerle yayın yapabilen bir yerel radyonun geniş coğrafyalara erişmesi olanaklı. Bugün örneğin küçük bir İtalyan yerel radyosunu Anadolu’da bir yerden dinlemek olanaklı.

İhtisaslaşmış yayın içeriği,özellikle internet üzerinden yapılan dijital radyo yayıncılığında belirginleşen bir eğilim. Örneğin dünyanın herhangi bir yerinden makul hızda bir internet erişiminiz varsa örneğin Washington polisinin telsiz konuşmalarını ya da New York JFK havalimanının kule frekansını ya da Detroit itfaiyesinin acil frekansını dinleyebilirsiniz. Üniversite radyoları da internet radyoculuğunda ön sıraları alıyorlar. Tematik yayıncılık açısından internetin, radyo yayıncılığında yeni bir çığır açtığı söylenebilir. Ancak internet üzerinden dijital radyo dinlemek için gerekli olan bilgisayar sistemimizi de yine evimizin bir köşesine yerleştirmeliyiz. İnternet üzerinden radyo yayıncılığı da henüz tam bir mobil kullanıma olanak vermiyor. Ayrıca internette neredeyse kronik olarak yaşanan band genişliği sorunu da, internet üzerinden dijital radyo yayıncılığı açısından önemli bir dezavantaj. Bu sorunu aşmak için geliştirilen ve MPEG-2 ile kıyaslandığında daha fazla sıkıştırma olanağı sağlayan ancak daha düşük ses kalitesine denk düşen ses iletim algoritmaları birden çok standartın (real audio, windows media audio vb.) bir arada yaygınlaşmasına yol açtı. Ancak yine de kesintisiz, yüksek ses kalitesinde bir internet radyo yayını için bir çok bölgedeki alt yapı henüz yetersiz. Bu nedenle internet üzerinden dijital radyo yayıncılığının olgunlaşması için biraz daha beklemek gerekecek gibi görünüyor.

Evimize geri dönen radyo bu kez dijital teknolojisiyle oldukça güçlü ve iddialı. Radyo dinleyicileri, yeni çıkan diğer medya türleri karşısında onu asla terketmeyenler başta olmak üzere, bu yeni haliyle radyodan yeni ve değişik hazlar alacaklar. Radyo, kendine tehdit oluşturan yeni medya türleri karşısında bu kez konumunu sağlamlaştırmışa benziyor.

(1) Doç.Dr. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi