Kitap Eleştirisi:

SÖYLEMEZ, Alev, Medya Ekonomisi ve Türkiye Örneği, Haberal Eğitim Vakfı Yayınları, 1998.

Türkiye'de medya ekonomisi konusunda yapılacak bir araştırma için karşılaşılan en önemli güçlük verilere ulaşamamadır. Kayıt tutma yetenekleri kısıtlı ve kayıt geleneği oturmamış bir toplumda bilinen araştırma yapma sorunlarına bir de özellikle ekonomik kayıtlara erişimde/ulaşmada genellikle kuralsızlıktan kaynaklanan güçlükler eklenince, araştırmacı için mevcut sınırlı sayıdaki verilerden ya da var olduğu kabul edilen "rivayet" verilerden yola çıkarak bir analiz yapmaktan başka bir yol kalmamakta. Yeni gelişen bir akademik alan olarak medya ekonomisi, bu sorunla en ciddi şekilde karşılaşan alanlardan biridir. Belki de bu sorunun geçerli bir mazeret kabul edilmesiyle Türkiye'ye ilişkin sınırlı medya ekonomisi literatürü, görgül verilere dayalı ve mikro analize yönelen çalışmalardan ziyade, makro ya da ekonomi politik yaklaşım olduğu sanılan kuramsal çalışmalara yönelmiştir.

Bu çerçevede değerlendirildiğinde Söylemez'in çalışması bir cesaret içermektedir. Türkiye'de medya sektörüne ilişkin verileri elde etme zorluklarını 141. sayfadaki 34. dipnotta dile getiren Söylemez, "… eldeki yegane veri, hisseleri borsaya kote edilen Hürriyet, Milliyet ve Sabah gazetesine ait … bilançolardır. Bu bilançoları kullanarak medya sektörünün genel performansı için bazı sonuçlara gitmek olanaksızdır." ifadesiyle durumu tesbit etmiş, ancak yine de bu mazerete teslim olmamayı deneyerek mevcut verileri değerlendiren analizler yapabilmiştir. Örneğin 47 gazete için 1996 yılı tiraj spirali sınaması çalışması, Türkiye'de medya yapısının analizine yönelik gazete ve televizyonlar için Yoğunlaşma Oranları (CRn) ve Herfindahl Hirschman İndeksi ölçme çalışması ve Yeni Yüzyıl Gazetesi Fiyat-Tiraj Esnekliği Tahmini çalışması bu cesaretin olumlu ürünleridir. Bu açıdan Söylemez'in çalışmasını çoğu bakımdan neredeyse ilk olmasının hakettirdiği bir hoşgörü ile değerlendirmek ve olumlu bir çaba olarak diğer araştırmacılara ve öğrencilere önermek gerektiği kanısındayım.

Öte yandan, yukarıda değindiğimiz verilere erişimdeki sorunlar, bir çok konuda Söylemez'in çalışmasına da yansımış, analizler bu sorunlu veriler üzerinde yapılmıştır. Örneğin TOBB tarafından yayınlanan Ekonomik Forum adlı dergide yayınlanan gayri resmi "medya gruplarına ait şirketler listesi"ndeki eksiklikler, İMKB Şirketler Yıllığı (1996) verileriyle giderilmeye çalışılmış, ancak yine de son günlerde Futbol Federasyonu'yla naklen yayın imtiyazı için yıllık 150 Milyon Dolarlık sözleşme imzalayabilen Teleon şirketi Uzan Grubu içinde gösterilmemiştir. "Medya gruplarında kim hangi şirkete sahip ?" sorusu, aktüel bir merakın giderilmesinden öte, bir yandan RTÜK'ün yasal yaptırımları uygulayabilmesini, diğer yandan da medya ekonomisi araştırmacılarının sektördeki tekelleşme/yoğunlaşma eğilimlerini analiz edebilmelerini sağlayabilecek net bir cevaba mutlaka kavuşturulmalı. Benzer bir şekilde "kaça mal olur?" sorusuna aranan cevap için kullanılan veriler de tartışmaya açıktır. Örneğin yeni faaliyete geçen ve ilk üç ayda ilk üç arasına girmeyi hedefleyen bir televizyon yayın kuruluşu maliyet hesaplamasında Söylemez'in kullandığı model ve verilerin yeterli olmadığını söylemeliyiz. Frekans ve Teknik Yayın Maliyetleri başlığı altındaki birinci kalem maliyetler (s.121), literatürdeki maliyet modelleri dikkate alınmadan sadece bazı giderlerin içerildiği bir hesaplamayla 24 Milyon Dolar olarak saptanmış, bunun içine RTÜK tarafından henüz herhangi bir ihale yapılmadığı için bilinemeyen frekans tahsisi maliyeti de dahil edilebilmiştir. Türkiye'de bir gazete ya da televizyon kuruluşu "kaça mal olur" ya da "kaça satılır ?" sorularının cevabı, medyada izlediğimiz satış öykülerindeki inanılmaz rakamların verdiği cevaplar dışında, mutlaka yeterli kuramsal maliyet modelleri çerçevesinde aranmalıdır.

Söylemez'in "Medya Ekonomisi ve Türkiye Örneği" başlıklı çalışmasında göze çarpan, Kaynakça'da yer verilmemiş kaynaklara metin ,içinde gönderme yapmak (örneğin Zenith Media, 1997 ve E.Ü. İletişim Fakültesi, 1996), enflasyon dikkate alınmadan Türkiye'ye ilişkin Tl. cinsinden verileri indeksleme ya da Dolara dönüştürme yapmaksızın kullanma (örneğin 136. sayfadaki 1985-1996 arası teşvikli yatırım tutarları tablosundaki veriler) gibi bazı biçimsel aksaklıkların dışında, son olarak, Medya Ekonomisinin Teorik Temelleri başlıklı İkinci Bölümde yer verilen Scripps ve McCombs'un "Göreli Sabitlik Hipotezi'ne (PRC: Principle of Relative Constancy) ilişkin eleştirisindeki eksikliğe değinmek gerekiyor. Öncelikle, McCombs'un ele aldığı dönem 29. Sayfada belirtildiği gibi 1940-1968 arası değil 1929-1968 arasındaki 40 yıllık dönemdir. Ayrıca Söylemez'in bu hipoteze yöneltilen eleştirileri özetlerken verdiği rakamlar yalnızca genel olarak medya harcamalarındaki artışı kanıtlamaktadır ve "tüketicilerin tüketim harcamaları içindeki medya harcamaları oranı sabit kalmaktadır, reel kişisel gelir arttıkça tüketici medya harcaması da artar ancak oran sabit kalır" şeklinde özetlenebilecek Göreli Sabitlik Hipotezi'ni eleştirmemize olanak verecek nitelikte değildir. Söylemez, bu hipoteze yönelik eleştirisinde "ele alınan döneme göre başka sonuçlara ulaşılabileceği" önermesini haklı olarak yapmış, ancak bunu kanıtlamak üzere hipotezin bağlamı dışındaki verileri kullanmıştır.

Bütün bunlara karşın Söylemez'in çalışması, yukarıda değindiğimiz nedenlerle Türkiye'ye ilişkin medya ekonomisi literatüründe bir eksikliği doldurmaktadır. Yazarın Önsöz'de belirttiği gibi "Türkiye'de, bu konu ile ilgilenen araştırmacıları dopdolu bir gündemin beklediği söylenebilir.