İletişim Teknolojileri: Yeni Olanaklar mı?

Ümit Atabek
Doç.Dr., G.Ü. İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi

İletişim teknolojilerinde son yıllarda ortaya çıkan gelişmeler, globalleşme tartışmalarının tümünde mutlaka değinilmekte, hatta zaman zaman bu tartışmaların odağına oturtularak globalleşmenin olumlanan yönlerini desteklemek üzere geliştirilen argümanların dayanağı olarak kullanılmakta, ancak tartışan taraflarca çoğunlukla da kutsal ve içrek bir bağlamda ele alınmaktadır. Bu yazı, globalleşme tartışmalarında, iletişim teknolojilerindeki baş döndürücü hızdaki gelişmelere emek perspektifli bir bakış sağlamayı amaçlamaktadır. İletişim teknolojilerindeki gelişmelerin gerçekten de baş döndürücü hızından olsa gerek, bu alandaki literatürdeki çoğu değerlendirmeler, böyle bir perspektifi içermediği gibi, sonuçta 'girişimci ruhun' zaferiyle biten ya da 'önemsizleşen emek' söylemini dile getiren gelecekbilimsel senaryolar gibidir . Oysa toplumsal her konuda olduğu gibi, özellikle de üretimle doğrudan ilgili teknoloji konusunda, emek perspektifli bir bakış açısı hem mümkün hem de zorunludur.

Analog'dan Dijital'e:

Son 25 yıldaki iletişim teknolojilerindeki gelişmeler analogdan dijitale geçişin tamamlanması olarak özetlenebilir. Toplumsal birer varlık olarak içinde yaşadığımız reel dünya, bizler tarafından analog bir biçimde algılanır. Bu dünya, sonsuz sayıdaki gri ton farklarının bulunduğu bir nüanslar dünyasıdır. Dijital dünya ise, niceliğin nitelik karşısında ön plana çıktığı, bilgisayarların anadilinin temelini oluşturan binary aritmetikle ifade edilen mutlak bir dünyadır . İnsan beyni analog bir şekilde çalışarak nesne ve olguları biribiriyle ilişkilendirirken elektronik beyin dijital hale getirilmiş her şeyi biribirine dönüştürerek sanal bir dünya yaratır. İnsanlar tarafından yazılmış bir müzik eseri konvansiyonel enstrümanlarla seslendirilirken sonsuz sayıdaki uslüp farklarıyla icracının çok önemli bir sanat unsuru haline gelmesi analog dünyanın bir görünümü iken, dijital hale getirilip örneğin bir midi dosyası olarak kaydedilen bir müzik eseri bilgisayar tarafından her seferinde aynı hatasızlıkla selendirilebilir. Dijital müzikteki 'kusursuz' icranın bir diğer anlamı ise 'ruhsuz' icradır ve bu, müziğin üretimi ve tüketimi arasındaki reel dünyamıza ilişkin bağın koptuğu sanal dünyayı işaret eder. Gerçi icra farklarının da dijital veri haline getirilip, simüle edilmiş ünlü icracıların uslüplarına yaklaşmak giderek daha olanaklı hale gelmektedir ancak, sonuç yine de '... mış gibi' diye ifade edebileceğimiz sanal dünyaya ait bir sonuçtur.

Sanal dünyaya karşı yönelttiğimiz bu eleştiriye karşın, dijitalleştirilmiş nesne, süreç ve olgular dünyasında gündelik hayatımızı kolaylaştıran bir boyutun olduğunu da kabul etmeliyiz. Dijital hale getirilmiş verilerin büyük bir hızla iletilebilmesi ve dönüştürülebilmesi gündelik hayatımızda bizleri çok rahatlatan bir sürü yeniliği sağlamaktadır. Özellikle yarıiletken teknolojisindeki gelişmelere paralel olarak ortaya çıkan günümüzün bilgisayarları ile örneğin uzaktaki bir tabibin de katılımıyla ameliyat gerçekleştirmek, büyük ve uzaktaki bir veri tabanına kısa sürede erişip tarama yapabilmek, çok karmaşık olasılık hesaplarını kısa sürede tamamlayabilmek artık mümkün hale gelmiştir. Benzer şekilde sanayideki üretimde de önemli yenilikler ortaya çıkmış, örneğin bir üretim hattında üretimin her aşamasına ait veriler süreç devam ederken hızla toplanmakta, uzaktaki bir merkeze anında iletilebilmekte, bu verilerle denetim ve pazarlamaya yönelik her türlü ticari ve resmi raporlamalar anında yapılabilmekte ve bu merkezden yapılacak müdahaleler üretim hattına ulaştırılabilmektedir.

Ancak hemen belirtmeliyiz ki, bu gelişmelerin hiçbiri temel insani faaliyet olan üretimin kapitalist sistemdeki emek-sermaye çelişkisine dayanan özünü değiştirmeye yönelik değildir . Sözkonusu gelişmeler, belki aynı oranda değil ama hem emeğin hem de sermayenin reel dünyalarındaki sorunlarını hafifletmekte ve özellikle de çoğu mal ve hizmet üretimini daha kolay yapılabilir hale getirerek gündelik hayatı kolaylaştırmaktadır. Ancak iletişim teknolojilerindeki 'en muazzam' yenilik dahi emek-sermaye ilişkisinin özünü değiştirmemektedir ve bu özden kaynaklanan kapitalist sistemdeki tüm temel sorunlar sürmektedir. İletişim teknolojilerindeki gelişmelerin daha insani bir kapitalist sisteme olanak verdiğini kabul etmekle birlikte, bölüşüm başta olmak üzere çoğu adaletsizlik alanında bir iyileşme görülmemektedir. Aksine, iletişim teknolojilerindeki gelişmeler sonucunda kitle iletişim araçlarında da önemli gelişmeler sağlanmış, buna paralel olarak da emek-sermaye ikilemini barındıran sistemin sürdürülmesi ve yeniden üretilmesinde önemli işlevleri bulunan medyada nicel olarak bir içerik patlaması ortaya çıkmıştır.

Medya İçeriğindeki Nicel Patlama:

Günümüz insanının maruz kaldığı medya içeriği, on yıl öncesine kıyasla inanılmaz boyutlarda artmıştır . Ancak bu nicel artış medyanın umulan etkisinde de bir artışın olmadığını belirtmeliyiz. Bunun çeşitli nedenleri vardır ve literatürde kitle iletişim araçlarının etkisinin ne kadar ve nasıl olduğu yönünde tartışma sürmektedir . Buna karşın medyanın sistemin sürdürülmesi, pekiştirilmesi ve yeniden üretilmesinde önemli bir işleve sahip olduğu kabul edilmektedir . Medyanın bu işlevini yerine getirebilmesindeki en önemli etken, nicel içerik patlamasının nitel bir değişikliğe dönüşmemesi, aksine çok sayıdaki kitle iletişim kaynağından yayılan içeriklerin giderek biribirine benzemesi sonucunda ana akım (main stream) diye adlandırılan medya türünün egemen olmasıdır. İçerikteki nicel patlamanın çeşitliliğe yol açmayacağı, dolayısıyla da medya pluralizminin bir mit olduğu , iletişim teknolojilerini üreten ve yaygın bir şekilde kullanan gelişmiş ülkelerin deneyimlerinden görülmektedir. Ana akımda yer alan çoğu içeriğin az sayıdaki holdingin kontrolünde olduğunu düşünürsek bu sonucun şaşırtıcı olmadığını görürüz. Bu noktada, emek prespektifli bir bakış açısının üzerinde durabileceği bir çok sorun arasında, ana akım medyanın sunduğu içeriğin emekle ilgili konulara eksik ya da sermaye perspektifli bir şekilde yer vermesi olgusu önem kazanmaktadır. Bu sorunun akla gelen ilk iki çözümü, mevcut medyada doğru ve yeterli yer almak ile mevcut medyaya alternatif olmaktır. Ana akım medyada doğru ve yeterli bir şekilde yer alabilme çabaları, beklendiği gibi, başarılı olamamaktadır . Alternatif medya içeriği sunma çabalarının kısıtları da aşağıda ele alınmaktadır.

Alternatif Medya:

Egemen medyaya maruz kalan izleyiciye yönelik ideolojik bombardımana karşı alternatif medya arayışları uzun zamandan beri sürmektedir. Ulusal ve uluslararası ölçekteki bu çabalar her yeni teknolojik gelişme ile alevlenmekte, ancak sonuçta ana akım medya yine egemenliğini sürdürebilmektedir. Bu hayal kırıklıklarına rağmen bazı teknolojiler alternatif medya için bazı olanaklar sunabilmektedir. Örneğin doğrudan yayın uyduları (DBS) teknolojisi, başlangıçta devlet kontrolündeki uyduların giderek uluslararası holdinglerin kontrolüne geçmesi, dolayısıyla da ana akım medyasının hizmetine girmesi nedeniyle yaşanan hayal kırıklıklarına rağmen hala alternatif medya için güçlü olanaklar sunabilmektedir. Aynı şekilde kısa dalga radyo yayıncılığı da, uluslararası frekans tahsis eşitsizliklerinin yarattığı kısıtlara rağmen alternatif medya arayışlarına bir ölçüde cevap verebilmektedir. Yeni teknolojilerin sunduğu olanakların gazete ve dergi yayıncılığında ucuzluğa yol açması, alternatif medya arayışlarının bu alana yönelmesine neden olmaktadır. Ancak alternatif medya içeriği sunma çabalarının karşılaştığı, içeriğin izleyiciye ulaştırabilmesi ve ulaştırılan içeriğin izleyicinin ilgisini çekebilmesi şeklinde sınıflandırabileceğimiz iki temel sorun bütün bu teknolojik olanaklara rağmen ortadan kalkmış değildir. İzleyicinin ilgisini çekebilme sorununun, egemen medya tarafından şekillendirilmiş ve bağımlı kılınmış izleyici profilininin çok kolay değişmeyeceği gerçeği karşısında, daha uzun bir süre alternatif medya içeriği sunucularının gündeminde kalacağını söyleyebiliriz. Ancak teknolojik gelişmelerin, alternatif içeriğin izleyiciye ulaştırılabilmesi konusunda sunduğu olanakların yukarıda değindiğimiz kısıtlarından etkilenmeme potansiyeli taşıyan yeni bir medya türünün gündeme gelmesi 1990'ların ikinci yarısında gerçekleşmiştir. Bu yeni medya türü internettir.

Internet:

Ağların ağı anlamına gelen internet, yeni bir medya türü olarak artık medya araştırmacılarının gündemine girmiştir . ABD'de, bir çok teknolojik yenilikde olduğu gibi, önce askeri alanda kullanılmak üzere tasarlanmış bir ağ yapısıdır. 1980'lerin başında bir askeri bilgisayar ağı olarak geliştirilen ARPANET'in daha sonra başta üniversiteler olmak üzere diğer sivil ağların da katılarak genişletilmesiyle internetin ilk hali ortaya çıktı. Internetin, diğer iletişim teknolojileriyle kıyaslandığında iki önemli ajantaj sağlama potansiyelini taşıdığı görülmektedir. Bunları, tümleşik iletişim ortamları olanağı ile kolay ve sınırlandırılamayan erişim olarak adlandırabiliriz. Tümleşik iletişim olanağını, her yeni teknolojinin eski teknolojileri ortadan kaldıracağı şeklindeki beklentinin yarattığı bir yanılsama olduğu ileri sürülebilir. Ancak internet ses, görüntü ve metini bir arada sunabilen bir tümleşik ortama olanak sağlayan teknolojiyi içermektedir. Bu olanağın tam anlamıyla uygulanmasında karşılaşılan en önemli sorun, yeterli band genişliğinin henüz tam olarak tüm kullanıcılara sağlanamamasıdır. Ancak yine de, hypertext diye adlandırılan yeni bir dilsel anlatım olanağı başta olmak üzere, metin, real-time olmayan ses ve görüntü açısından mevcut durum tatmin edicidir. Tümleşik iletişim olanağı, yine de eski medya türlerinin tamamen ortadan kalkacağı anlamına gelmemektedir. En azından bu, yakın gelecekte gerçekleşmeyecektir. Internetin çözüm getiremediği bir diğer konu da, ana akım medyası tarafından biçimlendirilen ve yönlendirilen izleyici kitlenin ilgisini çekip, alternatif medya içeriğinin ulaştırlmasındaki temel amacın gerçekleştirilmesi sorunudur. Gerçi internet, interaktif bir iletişime de olanak verme potansiyelini diğer teknolojilere kıyasla daha çok taşımasına rağmen, bu konuda kısa vadede bir iyileşme beklenmemelidir.

Kolay ve sınırlandırılamayan erişim olanağı, internetin diğer medya türlerine göre kullanıcılar açısından sağladığı en önemli olanaktır. Örneğin kullanıcı açısından büyük bir şirketin web sayfasına ulaşmak ile bir kişisel web sayfasına ulaşmak arasında pratikte bir fark temel olarak bulunmamaktadır. Bu durum alternatif medya içeriği sunabilme açısından önemli bir olanak sağlamaktadır. Alternatif medya içeriğini örneğin bir dergi aracılığıyla sunmanın zorluklarına yukarıda değinmiştik. Web sayfaları ve diğer internet servisleri, alternatif medya içerikleri bakımından giderek hızla yaygınlık kazanmakta, olağan medya araçlarıyla çok dar gruplara ulaşabilen içerikler tüm kullanıcılara açılmaktadır. Ancak dünyada internet kullanıcılarının toplam dünya nüfusunun ancak %1'i olduğu gerçeği , bu olanağın henüz gerçek bir potansiyel olarak kullanılamayacağını göstermektedir. Ayrıca erişimin kısıtlanması girişimleri, başarısızlıkla sonuçlanacağı belli olsa bile çeşitli ülkelerde gündeme gelmektedir. Bu tür erişim kısıtlamaların, hem sonuçta bir şekilde aşılabilmesi, hem de kısıtlanmış internetin, internet değil başka bir özel ağ olacağı gerçekleri karşısında anlamsız olduğu kabul edilmektedir . Fiziksel erişim çeşitliliğinin artması, erişim kısıtlamasının karşısındaki en güçlü silahtır. Bu konuda teknolojik olanaklar hızla artmaktadır. İçeriklerin ancak ulusal mevzuat çerçevesinde denetlenebileceği, uluslararası düzeyde ise denetimin olanaksızlığı genellikle kabul edilmektedir.

Sonuç:

Büyük holdinglerin kontrolündeki medyanın, emeğe ilişkin konuları eksik ve yanlı yansıtması örneğinde olduğu gibi, sorunların çözümünde alternatif medya içeriklerinin sunumu önem kazanmaktadır. Alternatif medya içeriklerinin sunumunda yeni teknolojiler önemli olanaklar sağlamaktadır. Bunların başında artık yeni bir medya olarak kabul edilen internet gelmektedir. Ancak tüm diğer yeni iletişim teknolojilerinde olduğu gibi internet de, içeriğin ulaştırılmasında kullanıcıya önemli erişim kolaylıkları sağlayabilmesine rağmen, ana akım medyasının yönlendirdiği ve biçimlendirdiği izleyicinin ilgisini çekerek içeriğin iletilmesindeki temel amacın gerçekleştirilebilmesi sorununa bir çözüm getirememektedir. Ne var ki internet, sunduğu tüm potansiyeliyle kullanılabildiği oranda, alternatif medya içeriği sunma çabaları bakımından bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir.

KAYNAKLAR

ANTİKACIOĞLU G., "Bilgi Toplumu Yalanları", Chip, Ocak 1997.

BECKER L.B., STONE V.A. ve GRAF J.D., "Journalism Labor Force Supply and Demand: Is Oversupply an Explanation for Low Wages", Journalism and Mass Communication Quarterly, no: 3, 1996.

BELL D., The Coming of Post-Industrial Society, Heinemann, Londra, 1974.

EKECRANTZ J., "The Social Order of The New Information Society", The Ideology of Information Age, Slack, J.D. ve Fejes, F. (eds.), Ablex, Norwood, 1987.

ERDOĞAN İ., "Uluslararası Bilgisayar Şebekesi Internet ve İletişimin Emperyalist Kontrolü", Bilim ve Ütopya, Temmuz 1995.

FISKE J., İletişim Çalışmalarına Giriş, çev.: S. İrvan, Bilim Sanat Yayınları, Ankara, 1996.

GUNARANTE S.A. ve LEE B.S., "Inregration of Internet Resources into Curriculum and Instruction", Journalism and Mass Communication Educator, Yaz 1996.

GURTON G., Görünenden Fazlası, çev.: N. Dinç, Alan Yayıncılık, İstanbul, 1995.

LERNER D., The Passing of Traditional Societies, Free Press, New York, 1958.

MARVIN C., "Information and History", The Ideology of Information Age, Slack, J.D. ve Fejes, F. (eds.), Ablex, Norwood, 1987.

MCLUHAN M., Understanding Media, Sphere, Londra, 1967.

MORRIS M. ve OGAN C., "The Internet as Mass Medium", Journal of Communication, Kış 1996.

SCHILLER H., Zihin Yönlendirenler, Pınar Yayınları, İstanbul, 1993.

SCHRAMM W., Mass Media and National Development, Stanford University Press, Stanford, CA, 1964.

SERÇE S., "Sendikalar, Sendikalarımız-1 (Türk-İş Basın Danışmanı H Benli ile yapılan söyleşi)", MK, Kasım 1996.

WEBSTER F., "Information as Capital: A Critique of Daniel Bell", The Ideology of Information Age, Slack, J.D. ve Fejes, F. (eds.), Ablex, Norwood, 1987, ss. 104-107.