Üniversiteler ve İletişim Teknolojileri
Yeni bir olanak mı?
Yeni bir tehdit mi?




Doç.Dr. Ümit ATABEK
Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi

Üniversiteler, Ortaçağ’dan bu yana bir çok değişiklikler geçirdiler ve varlıklarını, nitel ve nicel çoğu unsurlarını değiştirerek 21. Yüzyıl’a kadar sürdürmeyi başardırlar. Ancak 20. Yüzyılın sonlarına denk gelen ve devrim diye de adlandırılan gelişmeler üniversitelere yeni bir takım olanaklar sunarken, varlıklarını tehdit edebilecek nitelikte yeni bir takım sorunla da yüzleştirdi. 1990’larda bu yana gözde bir teknofetiş olarak karşımıza çıkan ve iletişim teknolojilerinin en kapsamlı ürünü internet, üniversiteler için artık olmazsa olmaz bir unsur.

Üniversite tercih edecek öğrencilerin tercihlerini yaparken üniversitelerin web sitelerinin albenisinden etkilenmeleri son derece yeni bir olgu; yüksek puanlı ya da paralı öğrenci cezbetmek isteyen üniversitelerin web sitelerinde estetik rötuşlar yaptırmaları da yine 21. Yüzyılın başında yaşadığımız bir yenilik. Ancak yine de bu cazibe artırıcı unsurun, şu ya da bu şekilde üniversiteye bir tehdit oluşturabileceği de tartışılmalıdır. Feodaliteyi, uluslaşma süreçlerini, sanayi devrimini, iki Dünya savaşını yaşayan ve bunlarla şu ya da bu şekilde yaşayabilen üniversite kurumu acaba 21. Yüzyıl’ın bu yeniliğine uyum sağlayabilecek mi?

Üniversite web sitelerinde surf yapan gençler, geleneksel olarak üniversitenin kendilerine sunabileceği "evrensel bilgi ve bunun ayrılmaz parçası olan özgür eleştiriyi içeren atmosferi" soluyabilmek için artık o kutsal mekanlara fiziken gitmelerinin gerekmeyeceği bir dünyayı vaadeden yeni bir kültürün içinde yetişen kuşağın temsilcileri. Bu vaad bir tehditi de içeriyor mu? Sanal üniversiteler bir kurum olarak ünivrsitelerin yerini alacak mı? Bu gelişme, bazılarının çeşitli nedenlerle hevesle bekledikleri bir sonu, üniveritelerin sonunu getirecek mi?

Geliştirilmesine oldukça önemli katkılar sunduğu internet teknolojisini kullanmada da üniversiteler öncü rolü oynadılar. Türkiye’de de internet 1992 yılında üniversitelerin öncülüğünde başlayabildi. Ülkemizde web sitesinde detaylı kurumsal bilgiler sunmayan, öğrencilerine blirli kısıtlarla da olsa internet erişim olanağı vermeyen üniversite kalmadı. Hatta bir çoğunda öğrenci kayıtları, not, ihale, senato kararları duyuruları gibi yönetsel bir çok işlem de internet üzerinden gerçekleştiriliyor. Henüz ülkemizde başka nedenlerle başlayamayan bir uygulama ise, çoğu ABD ve Avrupa üniversitelerinde çeşitli kurullara yapılan öğrenci, idari personel ya da akademisyen temsilci seçimleri ve propagandalarının da internet üzerinden yürütülmesi. Bir çok üniversite, internet üzerinde oluşturulan sanal sınıflara kayıtlı öğrencilere yönelik çeşitli konularda kredili dersleri başarıyla yürütüyor, mevcut öğrencileri için de gelişkin bir eğitsel araç olarak internet olanaklarını sunuyor ve özellikle kütüphane hizmetlerinde önemli yenilikler sağlıyor.

Görüldüğü gibi internet üniversiteler için hem akademik hem de yönetsel açılardan önemli bir olanak. Hatta internetin günümüz üniversitelerinde eksikliği sıkça tartışılan demokratik katılım süreçlerini geliştirici olanakları da sunabildiği örnekler görülmeye başlandı. Bütün bu olumlu gelişmelerin üniversiteleri kurumsal bazı değişikliklere de taşıyacağını, özellikle yönetsel katılımın kolaylaşması ve karar süreçlerinin hızlanmasına bağlı olarak yeni mekanizmaları ortaya çıkabileceğini söylemek olanaklı. Ancak bu gelişmeler üniversite kurumunu tümüyle ortadan kaldırabilecek mi? Sanal üniversiteler gerçek üniversitelerin yerini tümüyle alacaklar mı? Bu sorulara cevap verebiimenin ilk şartı gerçek üniversitenin ne olduğu konusunda netlik sağlanmasıdır. Ancak böylelikle sanalın hangi gerçekliğin yerine geçip geçemeyeceğini tartışabiliriz.

Gerçek bir üniversitenin olmazsa olmaz üç unsuru bulunuyor; yaptıkları araştırmalardan elde ettikleri bilgiyi aktarmaya istekli akademisyenler, bu bilgileri (çeşitli amaçlarla) öğrenmeye istekli öğrenciler ve bu iki unsurun özgür eleştiriye açık bir şekilde tartışabilecekleri üniversiter atmosfer. Sanal üniversitelerin, bugünkü uygulamalarıyla ilk iki unsuru içerdikleri görülüyor. Ancak üçüncü unsurun mevcut sanal üniversite uygulamalarında içerilebildiğini söylemek olanaklı değil. Ticari pratikleri nedeniyle mevcut sanal üniveriteler ne öğrencilerine ne de akademisyenlerine yukarıda belirttiğimiz (ve belki de biraz kutsadığımız) üniveriter atmosferi vaadetmiyorlar. Eleştirinin olmayacağı yerde evrensel bilginin de olamayacağı, bunun için üniversiter atmosferin bir yaşam biçimi olarak da üniversitelerin ayrılmaz parçası olduğunu kabul etmeliyiz. Hatta bu evrensel sitenin mekanlarının da, seramonyel nitelikleriyle de olsa korunmasının, bu atmosferin solunmasında, dolayısıyla da eleştirinin gücünü bilgiye katmakta çok önemli olduğunu görmeliyiz. Bu nedenle tümüyle sanal bir üniversitenin olanaksız olduğunu görüyoruz. Ancak gerçek bir üniversitenin sanal eğitimi sözkonusu olabilir.