RTÜK’ün Yap(a)madıklarının Eleştirisi:
Radyo Televizyon Üst Kurulu'na yönelik medya kuruluşları kaynaklı eleştiriler büyük çoğunlukla, 3984 sayılı Kanunun 8. maddesinin h ve i bendlerinde Üst Kurul'a verilen "yayınları denetleme" ve "gerekli müeyyideleri uygulama" görevlerinin yerine getirilmesinde odaklanmaktadır. "Yayınların denetlenmesi" görevi, 4. maddedeki çoğu muğlak yirmi "yayın ilkesi" ve 8/h de belirtilen "Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmalar" temel alınarak yerine getirilmekte, 8/i de belirtilen "şartlara uymama halinde gerekli müeyyideleri uygulama" görevi ise 33. madde çerçevesinde çoğunlukla "uyarı" ve "bir yıla kadar geçici durdurma" cezasının verilmesi ile yerine getirilmektedir. İşte bu denetim ve ceza verme görevlerinin yerine getirilmesi, Üst Kurula yönelik ele?tirilerin odağını oluşturmaktadır ve genellikle Üst Kurul'un 6. maddede belirtilen seçim kurallarının değiştirilmesi halinde sorunların çözüleceği görüşü ileri sürülmektedir. Bu yöndeki eleştirileri Üst Kurul'un "yaptıklarının" eleştirisi olarak
değerlendiriyorum. Ancak Üst Kurul'un "yapmadıklarının" da aynı şekilde eleşirilmesi gerektiğini düşünüyorum. 8. madde ile Üst Kurul'a verilen görevlerden yerine getirilen sadece ikisinin, denetim ve ceza görevinin eleştirilmesinin, ancak bu maddede yer alan diğer ondört görevin ise yerine getirilmemesine karşın Üst Kurul'un medya kuruluşlarınca eleştirilmemesinin açıklanmaya muhtaç bir durum olduğu görüşündeyiz.
Üsst Kurul'un görevleri 8. maddede sayılmış ve a ile g bendleri arasında temel görev olarak frekans planlamasının yapılması, kanal ve frekans bandlarının tahsis edilmesi ve yayın izinlerinin ve lisanslarının verilmesi gösterilmiştir. Üst Kurul'un bu görevi yerine getirmekte başarılı olduğunu ileri sürmek olanaksızdır. Geçici 5. madde uyarınca dört ay içinde kanal ve frekans planlaması yaptırılamamıştır. Bu yasal süreden çok sonra Bilkent Üniversitesi'ne yaptırılan plana göre tahsis işlemlerine ise bugüne kadar başlanmamıştır. Bu başarısızlığın medya kuruluşlarınca eleştirilmemesini "yapılmayan" görevin eleştirlmemesi olarak değerlendirip bunun başlıca iki nedeni olduğunu ileri süreceğiz:
Frekans tahsisi diye özetleyeceğimiz bu çok önemli görevin yerine getirilmemesine karşın Üst Kurul'un medya kuruluşlarınca eleştirilmemesinin birinci nedeni, bu durumdan hem Üst Kurul'un hem de medya kuruluşlarının memnun olması, aralarında bir çeşit eylemsizlik mutabakatı bulunmasıdır. Üst Kurul bu eylemsizliğiyle, kelimenin tam anlamıyla ekonomi politik bir sorun olan tahsis işleminin siyasal yönünden, medya kuruluşları ise ekonomik yönünden kurtulmaktadırlar. Üst Kurul'un bugüne kadarki tek tahsis denemesinin, sadece bir yerel tahsis ihalesi denemesinin, nasıl mafya'nın ve çeşitli siyasal grupların dahil olduğu ve MGK'nın da devreye girerek ertelendiğini basından izledik. Ulusal ölçekteki bir ihalenin Üst Kurul'a getireceği siyasal maaliyetin boyutlarını tahmin etmek güç olmasa gerek. Medya kuruluşlarının karşılaşacağı ekonomik maliyeti tahmin için bu yazının kapsamını aşan değişik fiyatlandırma modellerinin önerdiği rasyonel fiyat tahminlerini şimdilik bir yana bırakmak durumundayız. Basından izlediğimiz kadarıyla ülkemizde, örneğin bir televizyon kuruluşu satılırken, böyle rasyonel fiyatlandırma modellerinden yol çıkılarak değil de belli (!) grupların kaça alıp satmak istediklerine bağlı bir fiyatlandırma yönteminin kullanıldığını söylemek, durumu aşırı karikatürize etmek olmayacaktır. Bir ip ucu olması bakımından benzer bir ihahalenin rakamlarına göz atalım: GSM lisansları için, iyi bir satış olmadığı yönündeki eleştiriler bir yana, operetör başına 500 milyon dolar verilmişti. Buradan hareketle Üst Kurul'un özellikle ulusal ölçekli tahsislerinde milyonlarca dolarlık fiyatlara ulaşılabileceğini ön görmek abartı olmayacaktır. Radyo ve televizyon kuruluşlarının, bu maliyetleri ödemeden frekansların zımnen ve bedava olarak tahsis edildiği bugünkü sistemde, Üst Kurul'u eleştirmemelerini anlayışla karşılamak gerekiyor! Geçici 6. maddeye göre "kullanılan kanal ve frekansların ... müktesep hak teşkil" etmeyeceği ön görülmüş olmasına karşın dört yıldan uzunca bir süredir "kapanın elinde kalan" nitelemesinin pek de haksız olmayacağı bir uygulama ile, tahsis konusunda yasal düzenleme yapılmamasının getireceği bir çok soruna çözüm taleplerinin, yüksek ekonomik maliyet nedeniyle, dile getirilmesinden özellikle kaçınıldığı görülmektedir. Her iki tarafın da memnun göründüğü bu durumda, kamusal bir kaynak olan frekansların bedava kullanımının üçüncü taraflarca eleştirilmesinin gerektiğine inanıyorum.
Frekans tahsisi konusundaki eleştirisizliğin ikinci nedeni ise, Üst Kurul ile radyo ve televizyon kuruluşları arasındaki bir diğer zımni mutabakattır. 3984 sayılı Yasanın 12. maddesi bu mutabakatın temelini oluşturmaktadır. 12. maddeye göre Üst Kurul'un gelirleri, i) radyo ve televizyon kuruluşlarının brüt reklam gelirlerinden kesilecek %5 pay, ii) yayın izni ve lisans ücretleri ile iii) TBMM bütçesi transfer tertibindeki ödenekten oluşur. Bu üç kalem gelirden ikincisinin, yayın izni ve lisans ücretlerinin akıbetini yukarıda ele aldık. Geriye kalan iki kalem gelir ise halen Üst Kurul'un gerçek gelirlerini oluşturmaktadır ve yayın izni ve lisans ücretleri gibi milyonlarca dolarlık bir gelir kaynağına yukarıdaki nedenlerle pek hevesli olmayan Üst Kurul, diğer iki kalem alacağına Şahin kesilmektedir. Büyük yayın kuruluşlarının %5 reklam payından pek şikayetçi olmadıklarını, çeşitli mali yöntemlerle bu gelirlerini düşük göstererek verdikleri kısmı ise bir diyet olarak değerlendirdiklerini, Üst Kurul'un ise bu mütevazi sayılabilecek gelir kalemine özel önem vererek, yasal durumları sürüncemede bırakılmış üniversite radyoları gibi reklam geliri olmayacağı baştan belli kuruluşlara bile titiz uyarılar gönderdiğini biliyoruz. 1997 yılı için %5'lik pay tutarı 3 trilyon lira olarak açıklandı. Bu rakamın ülkemizdeki radyo ve televizyon kuruluşlarının yıllık reklam gelirlerini doğru olarak yansıtmadığını düşünüyoruz. Ancak, diyet olarak ödenen bu miktar Üst Kurul giderlerini karşılamaya yetmeyeceği için, kalan miktarın kamu bütçesinden (TBMM bütçesi transfer tertibine konacak ödenek) karşılanması gerçeği karşısında, her iki tarafın da sessiz bir mutabakat içinde olmaları düşündürücüdür. Yukarıda değindiğimiz frekans tahsisi konusundaki mutabakatın, Üst Kurul giderlerinin kamuya ödettirilmesi konusunda da sürmesi, Üst Kurul'un "yapmadıklarının" da eleştirilebilmesinin önünde büyük bir engeldir.