Internet ve Sanal Eğitim(*)

Doç.Dr. Ümit ATABEK
G.Ü. İletişim Fakültesi

Yeni bir medya türü olarak 1990’lı yıllara damgasını vuran Internet, bir çok alanda yeni olanaklar sunduğu gibi eğitim alanında da insanlık için yeni yönelimleri gündeme getirmektedir. Günümüzün moda medyası Internet hakkında doğru bir değerlendirme yapabilmemiz için bazı kavramaları tartışmak gerekmektedir. “Moda” olan her yeni olgunun ortaya çıkardığı “hale”, o olguyu olduğu gibi görmemizi engelleyen, gözlerimizi kamaştırarak o olgunun olduğundan da parlak görünmesine neden olan bir yanılsama yaratmaktadır. Internet için de benzer bir durum sözkonusudur. Bir zamanlar yeni bir medya olarak ortaya çıkan radyo, çoğu devlet tarafından bir kurtarıcı olarak görülmüş, hatta Hindistan gibi bazı devletler sosyo-ekonomik kalkınmalarının temel unsuru olarak radyoyu görmüşlerdir. Sınırlı ölçüdeki katkının dışında sonraları, radyonun ilk çıktığı günlerdeki beklentilere yanıt vermekten uzak bir medya olduğu görülmüş ve radyonun “hale”si artık göz kamaştırmaz olmuştu. Internetin “hale”si ise bugünlerde çoğu gözü kamaştırmakta, “bilgi” toplumuna geçmede en önemli araç, hatta demokratikleşmede ve ekonomik kalkınmada tek çözüm nitelendirmelerine sıkça raslanılmaktadır.

İşte bu noktada bazı temel kavramları tartışmamız, bu yeni medya türünü layıkıyla değerlendirmemiz açısından büyük önem taşımaktadır. Her şeyden önce günümüzde “bilgi” toplumu diye adlandırılan ve girildiği takdirde bir çok umudun gerçekleşeceği varsayılan toplumsal aşama hakkında tartışmalıyız. “Bilgi” kelimesi burada, bu kavramı ve dolayısıyla bu kavrama ilişkin teknolojiyi üreten Batı toplumlarının dillerinde, örneğin İngilizcede var olan data (veri), information (enformasyon), knowledge (bilgi) ve science (bilim) kavramları arasındaki hiyerarşik ilişki gözardı edilerek information kelimesi karşılığında kullanılmaktadır ve bu nedenle “bilgi toplumu” kavramı yanıltıcı ve bu kavramla anlatılmak istenen toplumsal aşama açısından da yanılsamalara neden olan bir kavramdır. “Malumat” toplumu da denen, ancak bir çok nedenle bizim “enformasyon toplumu” demeyi tercih ettiğimiz bu toplumsal aşamanın Türkçede kullandığımız “bilgi” kelimesinin yaydığı “hale”nin etkisinden kurtarılarak tartışılabilmesi için bu kavramsal düzeltmenin yapılması bir zorunluluktur. Internet, işte bu varılması hayal edilen toplumsal aşamanın en önemli unsurudur. Ancak tıpkı “bilgi” toplumu kavramında olduğu gibi Internet de yanılsamalara açık bir kavramdır. Internet kelime olarak “ağların ağı” anlamına gelmektedir; buradaki ağ, bilgisayarların biribirlerine bağlanmasıyla iletişim kurmaya yarayan bir ağdır. Ancak burada temel olarak iletilen data (veri) dır ve bu nedenle sosyolojik anlamıyla bir iletişim değildir sözkonusu olan. Ayrıca bilgisayarlar da “bilgi” saymamaktadırlar, sadece veri işlemektedirler. Ancak bizler ise, bilgisayar teknolojisini ütreten toplumların bu aygıta hesaplayıcı (computer) adını verdiklerini unutarak ve bir “hale” de onlara koyarak, onlara “bilgi”sayar ünvanını vermiş ve onlarla oyun oynayıp da bizim istediğimiz “bilgi”leri bir türlü öğren(e)meyen çocuklarımıza bir tür çekingenlikle bakıp kızamaz olduk.

İşte Internet bu bilgisayarların biribirlerine bağlandıkları büyük bir ağ. Ancak bu kadar eleştirinin sonunda, “bilgi” saymasa da verileri çok yüksek bir hızla ve çok büyük miktarlarda işleyebilen ve bu nedenle insanlara, insanların beklentilerinin de ötesinde yardımcı olabilen bu aygıtlara ve bunların oluşturduğu ağa fazla da haksızlık etmememiz gerektiğini söylemeliyim.

İşte bu ağda veriler büyük bir hızla ve büyük miktarda işlenerek iletilmekte, dolayısıyla da enformasyon haline gelmektedir. Internet büyük bir enformasyon denizidir ve şimdi bu denizden “bilgi” edinmek için, bilgi sosyolojisinin önermelerini unutmamak kaydıyla, önemli bir fırsat çıkmıştır. Internet ile artık coğrafi sınırlar tartışılır hale gelmiş, örneğin bir taşra üniversitesindeki bir öğrenci bir çok enformasyon kaynağına, örneğin bir Batı üniversitesinin kütüphanesindeki kaynakların neler olduğuna, hatta bazı durumlarda bu kaynakların kendisine, müzik, resim, fotoğraf alanlarındaki çoğu sanat eserinin dijital sunumlarına, bir çok yasa metnine vb. ulaşabilmektedir. Bu boyutuyla Internet artık ülkemiz akademik yaşamında sıkça dile getirilen “kaynak yok ki!” şeklindeki yakınmayı da ortadan kaldırabilecek gibi görünmektedir. Ancak burada hemen beklirtmeliyiz ki Internet bir medya türüdür; tıpkı TV vb. diğer medya türleri gibi, insanlık neleri üretip medya ile sunuyorsa Internette de öncelikle onlar sunulmaktadır. Bu açıdan Internet bir enformasyon bombardımanına da neden olmaktadır. Ancak Internetin diğer medya türlerinden belirgin iki üstünlüğü sansür edilememesi ve interaktif iletişime olanak vermesidir. Hemen belirtmeliyiz ki Internetin sansür edilememesi ontolojik bağlamda geçerlidir; yani Internet varsa sansür edilemez, ancak yoksa, örneğin telefon hatlarını dışa kapatırsanız ya da bilgisayarların fişlerini çekerseniz Internet de sansür edilebilir.

İşte Internetin bu iki boyutu, diğer medya türlerinin sunduğundan daha fazla olanağı eğitim için sunabilmesine neden olmaktadır. Bu noktada tartışılması gereken bir önemli kavram da “sanal”lık kavramıdır. Sanallık, gerçeğin yeniden inşa edilmesidir. Yani bir şeyin gerçeği varsa sanalı olabilir. Bu açıdan yine moda bir kavram olan sanal eğitim kavramı da bu boyutuyla değerlendirilmelidir. Eğer gerçek eğitim için gerekli unsurlar ve süreçler hazır değilse sanal eğitim de olanaklı değildir. Eğitimin iki temel unsuru, öğreten ve öğrenen varsa, sanal eğitim de bir alternatif olarak, hatta ciddi bir alternatif olarak, olanaklıdır. Aynı şekilde bir üniversitenin temel amaçlarını eğitim, araştırma ve özgür yaşam biçimi oluşturmak diye özetlersek bu amaça uygun öğretim üyesi ve öğrenci potansiyelini bir araya getirmeksizin gerçek ya da sanal üniversite olşturulamaz. Bu bakımdan sanal eğitim kavramı artık, yalnızca enformasyon toplumu değil, bunun devamı öğrenen toplum aşamasıyla hayata geçirilebilecek bir kavram olarak ele alınmaktadır.

Web, IRC, e-mail, FTP vb. sürekli gelişen Internet araçlarıyla artık bugün sanal eğitim için gerekli altyapı oluşmuş, öğrenmek isteyenlerle öğretmek isteyenlerin, uzaktan eğitim uygulamalarının asenkron olarak sunabildiği eğitim süreclerini ötesinde, gerçek ve eşzamanlı bir araya gelebilmelerine de olanak tanıyan bir iletişim medyası ortaya çıkmıştır. Ayrıca metin ötesi metin anlayışını sağlayarak coğrafya kavramını sarsan hypertext dili ile yeni bir iletişim bağlamı ve anlayışı yaratılmıştır. Değişik mekanlardaki iyi öğretmenlerin öğrencileriyle bu iletişim medyasında bir araya gelebilmeleri ve etkileşimli iletişimde bulunabilmeleri artık teknolojik olarak olanaklıdır. Ancak öğretmek isteyenlerle öğrenmek isteyenlerin var olmaları şartıyla! Bu açıdan bakıldığında, böyle bir eğitim sürecinin diploması da “sanal” olacaktır ve toplumsal deformasyonların yol açtığı iş garantisi, prestij vb. beklentilere de karşılık gelemeyebilecektir.

Sanal eğitim uygulamaları hızla yayılmaktadır. Örneğin İngiltere’de 1994’de başlayan Sanal Yaz Okulu Projesi bu alanda epey mesafe kaydetmiştir (http://kmi.open.ac.uk/kmi-misc/virtualsummer.html). ABD’de Kansas City’deki sanal üniversite uygulaması da 1996’dan bu yana bir çok ders sunmaktadır (http://vu.umkc.edu/about.html). Bir başka örnek ise California Sanal Üniversitesi adıyla bir çok çeşitli alanda eğitim veren sitedir (http://www.california.edu). Http://www.miit.org/vu/cons/ adresindeki bir konservatuar uygulama örneği ise sanal müzik eğitiminin sunduğu olanaklar bakımından ilginçtir. Türkiye’de ise ODTÜ- GİSAM bünyesinde deneme aşamasında sanal eğitim uygulamaları 1997 yılında başlamıştır. Http://www.metu.edu.tr/home/wwwgisam/egitim ya da http://nemesis.gisam.metu.edu.tr adreslerinde, şimdilik iki ders ile medya alanında eğitim uygulaması devam etmektedir.

(*) Ocak 1998’de İzmir’de I. Eğitim Günleri Sempozyumu’nda sunulan bildiri özetidir.